Kardeş Kalemler

Dil Araştırmaları

Kalemdaş

Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi

AYB - Edebiyat Akademisi

Uluslararası Kaşgarlı Mahmud Hikâye Yarışması

Bengü Yayıncılık

Türk Dünyasında Edebiyat Adamı Ödülleri

25 – 30 Nisan tarihleri arasında Antalya, Manavgat Çolaklı beldesindeki Golden Coast Resort Hotel’de gerçekleşen eğitim programına Suriye’de yaşayan, farklı kuruluşlara üye ve çeşitli alanlarda uzman Filistinli yazar, şair ve gazeteci katıldı. Beş günlük hızlandırılmış yoğun program; bilimsel sunumlar, şiir dinletileri, nezekat ziyaretleri ve önümüzdeki dönemde birlikte yapılacak proje ve programların tesbit edilmesinden oluştu. Eğitim programına Türkiye’den de sosyoloji, dil, edebiyat ve sanat alanında uzman Prof. Dr. Talip Küçükcan, Yrd. Doç. Dr. Yakup Deliömeroglu, Doç. Dr. Hüseyin Özbay, Doç. Dr. İbrahim Ethem Polat, şair Ali Akbaş katılarak birer konuşma yaptılar. Programa Hollanda’dan Türkevi Araştırmalar Merkezi müdürü ve UETD Hollanda başkanı Veyis Güngör de katılarak bir konuşma yaptı.

Programın amacı, içine kapanan Filistinli yazarların dikkatlerini dış dünyaya çekmektir
Avrasya Yazarlar Birligi başkanı Yrd. Doç. Dr. Yakup Deliömeroğlu yapmış olduğu açılış konuşmasında misafirlere ‘Hoş geldiniz’ dedikten sonra, programın amacı hakkında şunları söyledi. “Hepimizin bildiği gibi, dünya barışı ve kültürel kalkınma için şair ve yazarların toplumlarda oynadıkları yönlendirici rol büyük önem taşır. Bugün burada kendi ülkelerinde yaşamayan Filistinli yazarlarla, şairlerle, eleştirmenlerle birlikteyiz. Bu insanlar, çesitli sorunlar nedeniyle kendi içine kapanmışlar, gerek komşuları ile gerekse diğer dünya toplum ve kültürleri ile iliski kurmakta zorlanmaktadırlar.Şu anda bu salonda bizimle birlikte oturan birbirinden çok değerli ve yetişmiş Filistinli yazar ve aydınlarla , aslında çok geçikmiş bir buluşmanın mutluluğunu yaşayarak ortak kararlar alacağız. Avrasya Yazarlar Birliği olarak Arap ve Filistin Yazarlar Birliği ile işbirliği halinde yapmış olduğumuz bu önemli eğitim semineri, Türkiye, Orta Doğu ve Avrupa üçgeninde bundan sonra yapılacak yeni çalışmalara bir başlangıç teşkil edecektir. Zaten bu program üç ayrı bölgede etkin olan üç farklı kuruluş tarafından gerçekleştirilmektedir.Birlikte çalışmanın güncüne inanan insanlar olarak sizleri burada ağırlamaktan büyük bir memnunluk duymaktayız. Bu güne kadar çoktan yapılması gereken işbirliği ve ortak projeleri artık yavaş yavaş gerçekleştirmenin mutluluğunu duyarak sizleri kuruluşum adına tekrar selamlar, ‘Türkiye’ye hoş geldiniz’ derim. Programın tüm katılımcılara ve temsil ettikleri kitlelere hayırlı olmasını temenni ederim.”

Kalemle yapılan mücadele ebedidir
Arap ve Filistin Yazarlar Birliği adına konuşma yapan Gassan Kâmil Vennus ise yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi: “Türkiye’deki yazarlarla ve Antalya’da olmaktan büyük bir mutluluk duymaktayım. Asırlardan beri işgal altında bulunan Filistin ve halkımın bir yazarı olarak, özgürlükleri ellerinden alınmış bir halkın sorunlarını konuşmaktan başka bir konu bulamamaktayım. Hepiniz çok yakından biliyorsunuz. ki topraklarından sürülmüş bir halkın temsilcileri olarak burada bulunmaktayım. Filistinliler,  bir cehennem ateşi içinde yaşamaya çalışıyorlar.. Çocuklar oyun yerine, silahı,savaşı tanıyorlar. Ancak şu gerçeğin bilinmesinde de fayda var. Silahla yapılan bir savaşta silahların pas tutabileceği bilinmelidir. Fakat yazıyla, kalemle yapılan bir direnişin sonsuza kadar yaşayacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın. Filistinli yazarlar, kalemleriyle, ruhlarıyla mücadele veriyorlar. Ruh’un mücadelesini hiç bir maddî güç durduramaz.Filistin’in haklı davasında Türkiye-Suriye ilişkilerinin ve kardeşliliğinin önemi bilinmelidir. Türkiye gerek Orta Doğu’daki politikasıyla gerek Suriye ile olan sıcak ilişkilerinde hepimize bir ümit kaynağı oluşturmuştur. Türkiye’yi canla, başla ve dört gözle takip etmekteyiz. Bu böyle bilinmeldir.Bizi Antalya’da ağırlayan Türk kardeşlerimize kuruluşumuz ve Filistin halkı adına teşekkür eder, bundan sonra yapılacak işbirliklerinin devamını temenni ederim.”

Türkiye Orta Doğu’da belirleyici bir rol oynamakta
Toplantıya katılan Filistinli temsilciler teker teker kendilerini ve eserlerini tanıttılar. Katılımcıların hemem hemen hepsi Suriye’de, Şam’da yaşamaktalar. Kamplarda da yaşamlarını sürdürenler var. Katılımcılar her ne kadar kendilerini tanıtsalar da hepsinin hikayesinde mutlaka Filistin davası ana merkezi oluşturmakta. Dokuz milyon nüfusu olan Filistinlilerin sadece yarım milyonu Suriye’de yaşamakta. İki milyon Filistinli Ürdün’de dört milyon Filistinli ise Filistin topraklarında ikamet etmektedir.Selamlama ve tanışma  bölümünde duygulu anlar yaşandı.Katılımcılar arasında, onca çile, zulüm, işkence yaşadıkları hâlde barış, yaşama sevinci ve aşk şiirleri yazanların olması çok düşündürücü oldu.Katılımcıların hemen hemen hepsi, Türkiye’nin Ortadoğu’da oynadığı belirleyici rolün üzerinde durdular. Türkiye’ye büyük bir heyecan ve ümitle bakıyorlar. Bölgede kurulacak yeni dengelerde Türkiye’nin belirleyici olacağını söylüyorlar. Ankara’nın uyguladığı dış politika ve diplomasi ataklığından umut ve heyecanla  söz ediyorlar. Programın eğitim bölümünde çeşitli üniversitelerden toplantıya katılan bilim adamları, edebiyat, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, dil, göç ve şiir gibi konularda sunumlar yaptılar.

Edebi eserler aynı zamanda tarih, sosyoloji, sanat, kültür eserleridir
Bu çerçevede Marmara Üniversitesi Öğretim görevlisi Prof. Dr. Talip Küçükcan yapmış olduğu konuşmada, sosyoloji ve edebiyat arasında çeşitli ilişkiler kurarak, bir toplumun kalkınmasında yazar ve şairlerin üzerine düşen görevlere dikkat çekti. Küçükcan konuşmasında şunları söyledi.:“Her ne kadar edebiyat eserleri bize eser sahibinin duygularını anlatsa da, 1950’li yıllardan sonra edebî eserler sosyologlar tarafından önemli görülmeye başladı. Edebî eserler toplumların dramını, acılarını, sevinçlerini, psikolojilerini anlatır. Örneğin, Emile Maalouf’un edebî eserlerinden Afrikalı Leo ve Semerkand, o dönemin toplum yapısı hakkında bize bilgi vermektedir. Afrikalı Leo’nun hikayasi İspanya müslümanlarına uzanır. Eser o dönemde İspanya’da müslümanların nasıl yaşadıklarını, nasıl sürgün edildiklerini ve göçe zorlanmalarını anlatır. Sadece günlük yaşamın anlatılmadığı bu eserde, ev içindeki mimari ve sanat bile anlatılmaktadır. Lübnan asıllı olan ve Fransa’da yaşayan Emile Maalouf’un bu romanı, Fransız - Arap Dostluk Ödülü'nü kazanan ilk eserdir.Diğer taraftan, bu alanda yine meşhur bir İsim Halid Hüseyni’dir. Afgan kökenli olup Amerika’da yaşayan Hüseyni’nin edebiyat alanında yazdığı iki kitabı dünyada en çok satan  eserler arasındadır.  Afganistan’daki , iç savaş, Sovyet işgali ve insanların çektikleri kahredici acılar yazarın en çok üzerinde durduğu temalardır.Dolayısiyle Hüseyni’nin yazdıkları sadece bir edebiyat eseri değil aynı zamanda bir tarih, bir sanat, bir kültür eseridir.

Toplumları tanımak sadece istatistikî bilgilerle mümkün olmuyor. Toplumu farklı eserler anlatabiliyor. Şiir, roman, hikaye, deneme kitapları bunlardadır.
 
Sosyolojide bir teori vardır. Hakikati toplum inşa eder. Bu hakikatın inşasında yazarlar, şairler ve edebiyatcılar önemli rol oynarlar. Netice olarak edebî eserler, sadece bizim estetik zevklerimizi tatmin eden eserler değildir. Filistin davasını edebileştiren, ölümsüz yapan eserler ve yazarlar aynı zamanda birer sosyal tarih kaydı düşmektedirler.

Uluslararası ilişkilerde sivil toplum örgütleri etkin aktörlerdir
Programa Hollanda’dan katılan Türkevi Araştırmalar Merkezi müdürü ve UETD Hollanda başkanı Veyis Güngör  Uluslarası İlişkiler, Sivil Toplum Örgütleri ve Ağ Çalışmaları konulu bir konuşma yaptı. Günümüzde uluslarası ilişkilerin ne anlama geldiğine ve nasıl işlediğine dikkat çeken Veyis Güngör konuşmasında uluslararası ilişkiler ve sivil toplum örgütleri ve bu örgütlerin ağ çalışmalarını anlattı. Veyis Güngör, konuşmasında şunları söyledi:  “Uluslararası ilişkiler eskiden olduğu şekliyle sadece devletlerin görevi olmayıp, artık diğer aktörlerin de etkin rol oynadıkları bir alan haline gelmiştir. Devletler ve uluslararası örgütler, insanî yardımlar, kalkınma yardımları, bölgesel çatışmaların çözümlenmesi ve uzmanlıklarına başvurmak gibi alanlarda sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmaktadırlar. Sivil Toplum Örgütleri günümüzde üçüncü sektör, yani üçüncü güç olarak kabul edilmektedir. Özellikle modern devletlerde STÖ’ler devletin bir çok görevini üstlenmiştir. Devletin küçülmesi, işlerin bir çoğunun STÖ´lere devredilmesini beraberinde getirmiştir.Halka ve insana hizmet ana fikrinden yola çıkan STÖ´ler insanlara yani bireye devletten daha yakın ve bazen daha etkilidirler. Çünkü STÖ´ler insanî hizmet için gönüllü teşekküllerdir.

Sivil toplum birey ile devlet arasındaki geniş alandır. Bu alan, ortaya çıkan en küçük mahalle derneğinden en çok uluslu ve uluslararası etkinlik yapan kuruluşlara kadar  Sivil Toplum Örgütlerine açılır..

Her sivil teşekkül, her gönüllü oluşum, mutlaka bir ihtiyaçtan doğar. Oturduğumuz mahalledeki sokakların daha güzel olmasından tutun da, hiç tanımadığımız, gitmediğimiz, bilmediğimiz bir ülkedeki kimsesiz çocukların barınacakları evlerin inşasına kadar uzanan bir alanda Sivil Toplum Örgütleri vardır.

Her sivil toplum örgütü ve bunu oluşturan insan mutlaka bir sosyal sorumluluk duygusuna sahiptir. Çevresini, insanları, hayvanları, tabiatı, toplumu daha iyiye götürme, daha mutlu kılma sorumluluğudur bu. Söz konusu sorumluluk da  yanıbaşımızdaki insanlardan başlayıp bazen kıtalar üstü, deniz aşırı ideallere doğru uzanır. Siz Amsterdam´da, Ankara´da ya da Bagdat´da, Şam’da  yaşayabilirsiniz, ancak dünyanın bir başka bölgesindeki gelişmelere, sorunlara ya da insanlara ilgi duyup, onların sorunlarını kendinize iş edinebilirsiniz. İşte günümüzde bu ideallere sahip binlerce Sivil Toplum Örgütü mevcuttur.Çağımız iletişim çağıdır. Artık bulunduğunuz yerde yalnız değilsiniz. Dünyanın bir başka bölgesinde meydana gelen olayları günü gününe  takip edebiliyorsunuz. Sevinciniz de, üzüntünüz de, mücadeleniz de, heyecanınız da artık küresel olmuştur. Bu çağ,insana geçmiş yüzyıllara göre daha fazla sosyal sorumluluk yüklemektedir. Zamanımızda çok şey biliyorsunuz. Bildiğiniz için de o kadar  sorumlusunuz. Yani, günümüzde insan sadece, etrafındakilerden sorumlu değildir. İnsan yeryüzündeki tüm gelişmelerden sorumludur, artık. Modernite günümüz insanına böyle bir misyan yüklemiştir. İsteseniz de bu sorumluluktan kaçamazsınız. Çağı, zamanı ve dünyayı böyle değerlendirmemiz gerekmektedir.

Edebiyat ve şiir, direnişin alt yapısını oluşturur
Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Ethem Polat Arapça olarak sunduğu Arap Edebiyatında Direniş Şiirleri başlıklı bildirisinde Arap edebiyatında direniş şiirlerini, İslam dünyasına karşı Ortaçağ’da düzenlenen Haçlı Seferlerinden başlayarak ele alarak, günümüzde “Direnç Şiirleri” olarak adlandırılan Filistin şiiri ve şairleri başta olmak üzere Arap ve Türk  şiirinde bu direnişin yansımalarını ele aldı. Özellikle bu şiirlerde direnişin en önemli simgelerinden Selahaddin Eyyubî’nin başarıları başta olmak üzere önderlerin direnişi ve şiirleriyle onları destekleyen Arap şairlerinin şiirlerinden örnekler sunuldu. Kahramanların önce edebiyatçıların şiirlerinde yaratılarak toplumlara örnek modeller olarak sunulduğunu ve onların peşindeki halkların desteğiyle zafere ulaşıldığını ifade etti. Direniş şiirlerinin kamuoyu oluşturulmasında, halkların desteğinin sağlanmasında kanaat önderliği görevi üstlendiği ve bunun önemi vurgulandı. Arap şiirinin günümüze kadar uzayan örneklerinde bu şiirlerde geçen İslam kahramanlarının zaferlerinin bir model oluşturduğu Türk şiirinde de Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitleri” şiirinde o dönemin saldırılarılarına karşı en büyük mücadelelerden birini veren ve Kudüs’ün kurtuluşunu gerçekleştiren Selahaddin Eyyubi’nin başarıları ile bunun  mukayese edildiği şiirden bazı pasajları sunularak ortaya konulmaya çalışıldı. Sonuç olarak konuşmacı, edebiyatçının,dünü bugün kılarak, geçmişin acılarını ve zaferlerini, kahramanlarını ve mücadelelerini şiirin de bugünün insanına bir çıkış yolu gösterme aracı olarak kullandığını edebiyat penceresinden farklı bir bakış açısıyla anlattı.

Hissizleşmek dünyadaki kazanılan değerleri öldürür
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Özbay da yapmış olduğu konuşmada şu görüşleri ortaya koydu: ‘’Ben de arkadaşlarım gibi misafirlerimizi  saygıyla selamlıyor, bu organizasyonun başarılı geçmesini, hem ülkelerimiz hem de Dünya barışına  katkı sağlamasını diliyorum. J.M. Coetzee’nin bir sözünü paylaşmama müsaade ediniz. ‘İnsanların haksız yere çektikleri acılara şahitlik edenler, şahit oldukları acıların utançlarını da taşırlar.’ Gerçekten de dünyamızda olup bitenlere şahitlik edip sonra hiç bir şey yapmıyorsak bundan utanmalıyız.” Gazze’de yaralılar ve ölüler arasında aç, susuz ve uykusuz olarak çalışan bir doktorun feryadı beni çok etkilemişti : ‘Her şeye alıştım. Hiçbir şeysiz yaşamaya alıştım. Hissizleştim. Sanki ailemi bile vursalar etkilenmeyeceğim.” Bence esas felaket insan psikolojisindeki bu “ hissizleşme”dir. Meşhur, kurbağa deneyini hatırlatıyor bu feryat  ve savaştan, ölümün kendisinden daha “trajik bir yenilmişlik” duygusu yaratıyor. Bundan sonra dünyanın her hangi bir yerinde bir bebek öldürülse hepimiz normal karşılayacağız. Kendi ölülerini ; tarihin kanlı tünellerinde , duvar diplerinde kurşulanırken müşterek hafızamıza ve maşeri vicdanımıza zerkettiğimiz mitik trajedilerinden ve ağlama duvarı diplerindeki Yahudi gözyaşlarından  da artık etkilenmeyeceğiz ve hissizleşeceğiz. Maşeri bir hissizleşmeye yol açarak dünyadaki kazanılmış bütün değerleri öldürürsek kendimizi de yok etmiş oluruz.. . Bir “ armagedon  öngörüsü’ bir felakete dönüşmemelidir.  “  Tarihin negatif sayfalarını  bu güne dönüştürüp güncelleyenler hayatın ve dünyanın sonunu hazırlarlar.. Dünya dursa da  mazlum ölüyor, kelimeler ölüyor, duygular ölüyor, nasıl dünya, nasıl hayat bu!? Artık Halil Cibranlar, Coulholar, E. Said’ler, Maalouflar, Camusler, Mahmut Dervişler. Maktel-i Hüseyin’in duyarlı yazarları, büyük Kiev yürüyüşünü sinemalaştıran Alan Betisler…yetişmeyecek ve çıkıp bu dünyada hiçbir şey diyemeyecekler mi?İşte bugün Antalya’taki bu buluşma; demokrasi, insan hakları, sanat ve edebiyat bağlamında STÖ’lerin Türkiye’de, Hollanda’da, Suriye’de ve bütün Dünya’da savaş, yoksulluk, yoksunluk ve dram karşısında sadece şahitlik yapmadıklarının güzel bir göstergesidir. Misafirlerimizi yeniden selamlıyor,organizasyonun başarılı geçmesini diliyorum.’’Programda bilimsel sunumlar yanısıra, özellikle akşamları geç saatlerde Akdeniz’in kıyısında Ali Akbaş ve Filistinli şair Kemal Sahim’in  karşılıklı şiir okumaları, diğer Filistinli misafirlerin de kendi şiirlerini okumaları katılımcıları birbirleriyle daha da yakınlaştırdı.

Davos'taki haksızlığa tepki gösterme bize cesaret verdi
Programın akşam bölümünde, Suriye’de yaşayan Filistinli misafirlerden Filistin Şiir Evi Genel Müdürü Semir Atiyye "Filistin'de Anneler Ağlıyor Haber Var mı?" şiirini okurken Türk ve Arap şair ve yazarlar duygulu anlar yaşadı. Semir Atiyye, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Dr. Beşir Essad'ın iki  ülke arasında başlattığı ikili sıcak ilişkinin tüm Arap dünyasına örnek olması gerektiğini vurguladı. Devamla şunları söyledi: "Türklerle Araplar asırlardır kardeş. Bizim en önemli ortak tarafımız ise inanç birliğimiz. Orta Doğu'da yıllardır kanayan bir yüreğimiz var. O da Filistin. İnsanlar kendi öz yurtlarından  çıkarılıyor. Fakat uygar dünyadan ses çıkmıyor. Masum insanların evleri bombalarla başına yıkılıyor. Yine ses yok. Anne ve babalar Filistin'de çocuklarını öpüp koklamadan toprağa verdi. Biz edebiyatçılar Filistin'in acılarını hiç unutturmayacağız. Filistinli bir annenin atılan bombalarla ölen çocuğunu öpmeye çalışması içimi kanatıyor. Bir baba olarak canım yanıyor. Gelecek kuşakların bu acıları yaşamaması için ilk önce Filistin edebiyatı şaha kalkmalı. Davos'taki haksızlığa tepki gösterme biz Arap edebiyatçılarına cesaret verdi."

Sürgünde anne olmak zor
Genç yazar ,şair ve aynı zamanda bir anne olan Raifa Almasri duygularını:"Filistin'de anne olmak çok zor. Bir anne düşünün ki bisiklete bindiğini göremeden çocuğu öldürülüyor. Evleri başına yıkılıyor. İsrail tarafından abluka altına alınıyor. Nefes almak, zorlaşıyor. Bu acı ve çaresizlik içinde yardım eli bekliyor. Biz Müslümanlar, acılı annenin yanında bugün olmayacağız da ne zaman olacağız? Filistin'e atılan aslında her bomba içinde insan sevgisi olan her insanın yüreğine atılıyor. Vicdanını kaybetmişlere söyleyeceğimiz bir söz yok" diye anlattı.Zülmin sesini kırmalıyızFilistin davası hakkında Arap Yazarlar Birliği başkanı Gassan Kamil Vennus ,Kutuplarda fok balıkları öldürüldüğünde dünyayı ayağa kaldıranların Bosna-Hersek ve Gazze'de yapılan insanlık dışı saldılarda masum çocukların öldürülüşüne sessiz kaldığını kaydetti. Vennus, "Filistin'de yaşanan acılar yüreğimizi kanatıyor. Misket bombaları atıldığında üç çocuğunu birden kaybeden Gazzeli bir annenin feryadını hangi şair ve yazar dile getirebilir.?  Filistin'de beşiklerinde uyuyan masum bebeler anne ve baba diyemeden İsrail tarafından evleri bombalanarak can verdi. Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir. Filistin'de veya dünyanın başka bir yerinde yapılan her zulüm bizim yüreğimizi kanatır. Gün ağlama vakti değil,zulmün sesini kırma adına bir şeyler yapma vakti. Onun için Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre Davos'ta Dünya Ekonomik Forumu toplantısında söylediği "one minute" sözü Arap dünyası için moral oldu. Aslında Erdoğan'ın o sözü dünyada zulme uğramış mazlum milletlerin çığlık sesiydi."

Edebiyat, Demokrasi ve Kültürel Kalkınma Programı çerçevesinde katılımcılar, Manavgat Kaymakamı Hacı İbrahim Türkoğlu, Antalya Vali Yardımcısı Hakkı Loğoğlu ve Manavgat Sarılar Belediye Başkanı Mustafa Erkan’a  nezaket ziyareti gerçekleştirdirler. Ayrıca katılımcılar ve Antalyalı şairler Antalya Türk Ocağında bir şiir dinletisi programı gerçekleştirdiler. Katılımcılar aynı zamanda Antalya’da Kaleiçi, Side’de Antik Tiyatro ve Manavgat Şelalesini de gezdiler.

Alınan kararlar ve teklifler
Hızlandırılmış eğitim programının sonunda ileriki dönemde ortaklaşa yapılacak bazı proje ve programlar üzerinde anlaşma yapılırken, bazı teklifler de dile getirildi. Bu çerçevede uygulanması kararlaştırılan projeler şöyle:- Filistin sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılacağı bir ‘proje yazma, strateji geliştirme ve planlama’ kursu organize edilmesi,- Filistinli gençlerin katılacağı “Siyasi Katılım ve Gençler” eğitim programının uygulanması,- Çoğulculuk, Çatışmaların Önlenmesi ve Birlikte Yaşama Çalıştayının organize edilmesi,- Filistinli ve Avrupa’daki Türk yazar ve şairlerin buluşması programının organize edilmesikararlaştırıldı. Aynı zamanda programın sonunda, önümüzdeki dönemde değerlendirilmek üzere şu iki teklif sunuldu:

  • Türkiye’de ve bütün dünyada Filistinli mağdurlara ve göçmenlere adanmış çok sayıda edebî ve sanatsal ürün mevcuttur. Bunların Filistin, Suriye ve Dünya okurlarının istifadesine sunulması için ‘ Filistin ve Göçmen Edebiyatı Tercüme Projesi’ hazırlanmalıdır.

  • Amsterdam’daki Türkevi, Türkiye’deki Avrasya Yazarlar Birliği ve Suriye’deki Arap Yazarlar Birliği’nin bu etkinliği Bölgedeki ve Dünyadaki diğer savaş mağduru ve göçkünlerinin problemlerini içerecek tarzda her  yıl  tekrarlanmalı, "daimi bir edebiyat, demokrasi ve insan hakları çalıştayı"na  dönüştürülmelidir.

Antalya, Manavgat, Side.
1 Mayıs 2010

Has Bahçe Edebiyat Sohbetleri

II. Uluslararası Dede Korkut Tiyatro Eseri Yarışması
 

Copyright © 2017 Avrasya Yazarlar Birligi. All Right Reserve.
AYB Türk Dünyası Yazarlar Birliği üyesidir.